18 Aralık 2010 Cumartesi

İLAHİYAT ÖN LİSANS DERS NOTLARIM 1

1-Emeviler

İlk Camiler Ordugah Camileridir.
Kahire (Fustat) Amr Camiidir.(642yapılmış, 673 Genişletilmiştir.)
Kayrevan’da (K.Afrika) Sidi Ukbe Camii
En Önemli Yapısı Şam Emeviyye Camiidir. (Halife I. Velid Yaptırmıştır.705-715)
Abdulmelik Mervan Kubbet-İ Sahra’yı Yaptırmıştır. İkinci Hac Mekanı Olarak(691)
Kasrul Hayril Garbi(Çöl Sarayı) Yaptırmıştır.(727)
Kasrul Müşetta, Kasrül Mefcer Sivil Mimarinin En İlgi Çekici Örneklerindendir.(II. Velid )
Buradan Alınan Kabartmalar II. Abdulhamid Tarafından Alman Kaiser II. Wilhelm’e Hediye Etmiştir. Pergamon Müzesinde Sergileniyor.
Ürdün’de Kusayru Amre Kesme Taş Mimarisiyle, Üç Tarafı Tonozlu Emevi Kasırlarından Farklıdır. II. Velid’den Önceki Dönemde Yapılmıştır.
Emevi Devri Sanatı Geç Antik Devrin Mirası Üzerinden Bir Sentez Yaratmıştır.


2- Abbasiler
En Önemli Mimari Samerra Şehrinin Kurulmasıdır.
Mütevekkiliye Cami (848-852) Halife Mütevekkil Tarafından Yaptırılmıştır. 3800 Metrekare
İlk Türbe Kubbetüs Sulebiyye(862)Dicle Batı Kıyısında.(Müntansır, Mutez, Muhtedi Gömülüdür)
Uhaydır Sarayı Bağdat (Rakka Ve Hırak)
Abbasi En Büyük Sarayı Cesakul Hakani
Belkuvara Sarayı(854)
Damgan Tarıhane Cami, İsfahan Nayin Cami
Samanoğlu Türbesi
Abbasi Devri Sanatı Türklerin Büyük Etkisiyle Doğuya Dönük Bir Üslubun Uygulayıcı Ve Geliştiricisi Olmuştur.

3- İspanya Mağrip (Endülüs)
1. Abdurrahman 786 Da Kurtuba Camini Yaptırmıştır. En Önemli Yapı Ünvanı Vardır.
El – Hamra Sarayı (Gırnata, Granada)

4- Mısır’ erken İslam mimarisi
Tuğladan Yapılan Tolunoğlu Cami (876)Tolunoğlu Ahmed 870’de El-Katayi Şehrini Kurmuştur.
Tabataba Meşhedi (943) (Akşitler Döneminde Yapılmıştır.)(Değişik Bir Örtü Sistemi Yeniliktir.)
El Ezher (972)
Seb Abenat (Yedi Kızlar Türbesi)
Selçuklu Ve Zengi Geleneği (Suriye)

TÜRK-İSLAM MİMARİSİ

1- Karahanlılar
İlk Merkezi Planlı Cami Kare Planlı (Hazar Cami) Kerpiç Yapılar.
Tuğla Yapılar (Taltahan Baba Cami)
Bunların Çoğu Aslanhan Tarafından Yapılmıştır.
Kalan Minaresi(Buhara Şehrinin Sembollü, Karahanlı Tuğla İşciliğinin En Olgun Örneğidir.)
En Önemli Eser Türbelerdir.Kutbetüs Sulebiyye- Samanoğulları Türbeleri
Arap Ata Türbesi (978) (En Eski Karahanlı Eseridir. Tuğla Süslemeleri Hakimdir.)
Ayşe Bibi, Balacı Hatun Türbeleridir. Tuğla Mimarisi İle Yapılmıştır.
Karahanlılar Şaşılacak Olgunlukta Ve Büyük Ölçüde Kervansaray Ribat-I Melik (1078-1079)Şemsil Müluk Nasır B. İbrahim Tarafından Yaptırılmıştır.

2- Gazneliler
Arus-İ Felek Cami Ağaç Direkler Ve Zengin Süslemeler Yapılmıştır.(Sultan Mahmut XI.Yüzyıl)
Türk Mimarisine En Önemli Katkısı Kervansaray Mimarisidir.
Ribat-I Mahi(Çahe)Meşhedidir.(Sultan Mahmut Şehname Yazarı Firdevsi İçin Yaptırmıştır.1019)
Leşker-İ Bazar Ulu Cami En Önemli Gazneli Camidir.(Mihrab Önü Kubbelidir.)
En Erken Medreseler Gazneliler Döneminde Ortaya Çıkmıştır.


3- Büyük Selçuklular

İsfahan Mescid-İ Cuma (1080) Melikşah Yaptırdı.(Anıtsal Cami Mimarisi)
En Önemli Eser Zevvare Cuma Cami
Hargirt Ve Rey Medresesi
Nişabur Medresesi (1046)
Mezar Anıt Örnekleri:  Sekizgen Kumbed-İ Ali, Yuvarlak Kırkkızlar Kümbeti
Sekizgen Harekan 1-2 Kümbetleri.
İmam Gazali’ye Mal Edilen 1111 Tarihli Tus Türbesidir.
En Olgun Noktası Türbede Sultan Sencer Türbesi (1157)
En Tanınmış Kervansaray Ribat-I Şerif (Selçuklu Kubbe Olgunluğuna Ulaşmıştır Ve Bundan Sonraki Yıllarda Bunu Aşan Olmamıştır.)
Selçuklu Konyada Ki Mescidlerinin Özelliği Son Cemaat Yeri Bulunmasıdır.
Gevher Nesibe Kayseri, İzzettin Keykavus Şifahanesi Sivas.

4- Timurlular
Mustafa Paşa Türbesi (1412)
En Büyük Türbe Ölçüsü Gur-İ Mir Türbesi (Şah-I Zinde)
Ahmed Yesevi Türbesi Ve İşarethane Sarayları En Belirgin Mimarisidir.
Gevher Şad Cami Ve Medresesi (En Güzel Olandır.)
Hargirt Timurlu Medresesi 1444 Son Örneklerdir.

5- Safeviler
Mescidi Şah (1612)
Maderi Şah Medresesi Ve Şeyh Safi Kulliyesi En Önemli Devir Eserleridir.(1710)
Su Mimarisinde İlerlemişlerdir. (Allahverdi Han Köprüsü, Puli Hacu Köprüsü (1600)

6- Hindistan’ da Türk mimarisi
Burada Ki Mimariler, Delhi Türk Sultanları Tarafından Yapılmıştır.
Şaheser Kutup Minar 5 Katlı Dünyanın En Büyük Minaresi (1199)
Agra’ Da Tac Mahal (1630-1648) Dünyanın Mimari Harikalarından Biridir.

7- Mısır Türk Memlükleri
Kahire’de Baybars Cami (1266-1269) Bu Devrin Tek Bağımsız Camidir.
Sultan Baybars, Köprü, Su Maskemi (Kantara), Abbasi Halifelerinin Türbeleri Ve İskenderiye’de Kasrül-Übeyr Gibi Önemli Eserler Yaptırmıştır. Genelede Hep Külliyeler Tarzı Mimaridir.
Sultan Kalavun Medresesi (Hastane, Türbe Ve Medrese)(1285)
Nasır Muhammed’in Nasıriyye Medresesi Mısır’da İlk Defa Ele Alınmış Dört Eyvanlı Ve Dört Mezhep İçin Kurulu Bir Medresedir.
Kahire’ De 2. Üslup Devri Memlüklülere Örnek Sultan Hasan Medresesi Ve Külliyesi (1356)

ERKEN DEVİR ANADOLU TÜRK-İSLAM MİMARİSİ

a) Artuklular
Genelde Medrese Yapmışlardır.
Silvan Ulu Cami, Anadolu Cami Mimarisinin Muhteşem Uslübu Başlamıştır.
Zinciriye Medresesi (1223)
Mesudiye Medresesi Diyarbakır.
Mardin Şehidiye  Medresesi
Değişik Plan Denemesi Artuklu Eseri Sultan İsa Medresesidir.

b)- Danişmendliler
Tokat Ve Niksar Yağıbasan Medreseleri İle Yepyeni Bir Form Kazandırmışlardır İl Defa Anadolu’ya.
Niksar Cami (1145) Sivas Ulu Cami (1197)
İlk Anadolu Türk Mezarlarını Yapmışlardır.

c)- Mengücüklü Mimarisi

En Önemli Eseri Divriği Ulu Camii Ve Şifahanesidir. Ahmed Şah Yaptırmıştır.(1228) Erken Dönem Türk Mimarisinde Ayrı Bir Yeri Vardır. Emsalsiz  Taş İşçiliği Vardır. Şahane Ahşap Mimarisi Vardır.
Kale Cami (1180) Şeyhinşah B.Süleyman Tarafından Meragalı Usta Hasan B. Firuza Yaptırıldı.

TÜRKİYE SELÇUKLULARI TARİHİ

Selçuklunun muhteşem üslubu Anadolu da başlamıştır.
Konyada Alaeddin camii muhteşem ağaç minberinden de anlaşıldığı gibi sultan mesud ve Kılıçaslan devrinden başlayıp, 1220’de Alaeddin keykubat tarafından tamamlatılmıştır.

Birde yine aleaddin keykubat’ın yaptırdığı Niğde Alaeddin cami ilk orijinal Anadolu Selçuklu minarelerinden biridir.
Malatya ulu cami  1224’te yaptırmıştır.
Kayseride Alaeddin Keykubatın hanımı Mahperi Hunat hatun Külliyesi(1238) ilk külliyedir.
Amasya burmalı Minare cami (1237)
Gök medrese cami medrese görevindeki mekanları ile ilgili önemli basamaktır. (1266)
Develi ulu cami (1281)
Çok eski ağaç direkli camiler geleneğini yaşatan 1258 tarihli sahip ata camii ile başlar. Sadece çifte minareli portali ayaktadır. Yivli minareli bu yapı devrin ünlü mimarı Kölük b. Abdullah’ın eseridir.
1272 tarihli afyon ulucamii ağaç direklerin mukarnaslı başlıkları, XIII. Yüzyıl ortalarından Sivrihisar Ulucamii ağaç direk başlıkları ve minber, Ankara Aslanhane cami çini ve mozaik.
Ağaç direkler üzerinde ahşap konsollarıa oturtulan düz tavanlı, toprak damlı bu yapaıların en gelişmişi 1299 Eşrefoğlu camidir.

14. yüzyılda son cemaat yeri unsuru başlamıştır. 1215 taş mescid, sırçalı mescid yapılmıştır.

Anadolu Selçuklu medreseleri
Açık avlulu medreseler yönünden kayseri merkezdir. Avgunu, Siraceddin,  Huand, Sahabiye.
Kayseri’ de 1205 çifte medrese, şifahane ve tıp medresesi olarak ele alınmıştır.
I. gıyaseddin Keyhusrev’in medresesi ve kardeşi gevher Nesibe şifahanesinden oluşur.
Pramit çatılı kumbette buradadır.
1217’de sivas’ta sultan I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılan en büyük ölçülere sahip Selçuklu eseridir.
Konya’da sırçalı medrese (1242)
1271 Sivas’da 3 medrese, tokat gök medrese, Sivas çifte minareli medrese, Erzurum çifte minareli medrese 1277’ den önce tam Selçuklu üslubu ile yapılmıştır.

Kapalı medrese Üslubu
Danişmendlilerle başlayıp Selçuklu’ da gelişmiştir.
Afyon Boyalıköy Medresesi(1210), Atabey’de Ertokuş Medresesi.
En zengin anıtsal yapı mekanlarından birine sahip olan Konya Karatay Medrese’sinde 1251 tarihinde dengeli ve simetrik bir plan şeması görülür.

Selçuklu Kümbetlerinin ilki olarak görülebilen Konya Alaeddin Cami avlusundaki II. Kılıçarslan Kümbeti 1192’den önce yapılmıştır.


Osmanlı mimarisi
KLASİK OSMANLI MİMARİSİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
A.Klasik Anlayış

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alıp Osmanlı’yı doğu ve batının birleştiği noktaya kadar genişletmesiyle devlet yönetiminde doğu ve batıyı kucaklamak isteyen bir politika önem kazandı.Bu sentez arayışı kültür-sanata da yansıdı.Doğulu kaynakların yanı sıra batılı kaynaklardan da-yalnız burada batı olarak kastedilen Bizans’tır;Avrupa değil-beslenmeye başlandı.Bu durumun ilk örneğini ,Selimiye Camii’nin yapılışına kadar aşılamayacak bir şaheser olarak kabul edilen Ayasofya Kilisesi’nin incelenmesi oluşturur. Bu inceleme
gerek estetik gerek teknik açıdan Osmanlı kubbe mimarisinin gelişimini hızlandırmıştır.
Birçokları tarafından 16.yy. Osmanlı’nın en parlak dönemi kabul edilir.Siyasi alandaki getirileri açısından bu yargının ne derece doğru olduğu tartışılabilir;fakat sanatsal açıdan özgün Osmanlı Mimarisinin en olgun devrini 16.yy. de yaşamış olduğu su götürmez bir gerçektir.Bu durumun temel sebepleri şöyle sıralanabilir:
a-Sınırların büyük bir hızla genişlemesine paralel olarak imar faaliyetleri hız kazandı böylece mimaride büyük gelişim yaşandı.
b-16.yy.da çağını en büyük güçlerinden biri haline gelen Osmanlı buna paralel olarak kültürel alanda da en olgun devrini yaşadı.Kendisinden önceki kültürleri sentezlemeyi tamamlayarak kendi kültürünü oluşturdu.
c-Devletin ekonomik açıdan oldukça güçlü olmasıyla sanatsal çalışmalar desteklendi.Büyük binaların yapılması mimariyi gelişmesi için hem zorladı hem teşvik etti.
d-Özellikle mimari alanda bir birini izleyen anıtsal nitelikli yapılar gözden geçirildiğinde bu dönem deki sanatsal üslupta sultanın ne kadar etkili olduğu ortaya çıkar.Sultanlar Osmanlı Devletinin büyüklüğüne uygun,onu mimari alanda simgeleştirecek özelliklere sahip eserlerin yapılmasına ön ayak oldular.Bu simgesel eserlerle sultanlar tanrıya bağlılıklarını bildirirken bir yandan kendi varlıklarını duyuruyorlardı(bu durumun kanıtı kamusal işlevi olmasına rağmen külliyelerin onu yaptıran sultanın varlığıyla özdeşleşmesi,bu yapıların o sultanın adını taşımasıdır).Bu soylu ve yüce amaca uygun olarak mimari de şaheserler yaratmalıydı. Dönemin ileri gelenlerinin de hünkarın yolunu izlemesi mimarinin gelişimini hızlandırdı. Klasik estetik doruk noktasına ulaştı.
Klasik Osmanlı Mimarisi gündelik hayatın gereksinimlerini karşılayacak yapılarda ifadesini bulur.Yani diğer bir değişle klasik anlayış değişen çağla beraber değişen gündelik yaşamın ihtiyaçlarını erken dönem sanatının karşılayamaması üzerine ortaya çıkmıştır.Bu özelliğinden dolayı klasik Osmanlı mimarisinde yapının en önemli özelliği işlevselliğidir. Mimarın amacı ise işlevselliği kapatmayacak ölçüde sanatsal yönü de olan yapılar ortaya koyabilmektir.Böylece Klasik Dönem yapılarında abartıdan uzak duruldu,sade ve dengeli kompozisyonlar oluşturulmaya çalışıldı.
15.yy.dan 16.yy.a kadar uzan dönemde (mimari halkın ihtiyaçlarına yanıt veren bir araç olarak ele alınması ve özel mülkiyet kavramının var olmaması nedeniyle) 
kamusal yapılar ön plana çıktı.Bulunduğu yerde ,halkın tüm gereksinimlerine yanıt verecek bir yapılar topluluğu olan külliyelerin inşası hız kazandı.Böylece hem kentleşme kontrol altına alınmış oluyor hem de devlet sosyal yükümlüklerini bir kerede yerine getirmiş oluyordu. Ayrıca bu yapılar vakıflar arayıcılığı ile yönetildiğinden hem devlete yük olmuyor hem de yapıyı yaptıran bina üzerinde bir hak iddia edemiyordu. Böylece de binalar tamamen halkın kullanımına açık oluyordu.

B.Klasik Mimarinin Tarihsel Gelişimi
Osmanlı Mimarisi bir çok alanda mirasçısı olduğu Selçuklular’ dan mimari alanda ayrılır.Osmanlılar ve arasında görülen en büyük fark Selçuklular’ın süslemeyi yani biçimselliği Osmanlılar’ ınsa mekan kullanımı yani işlevselliği ön plana çıkarmış olmasıdır.Ayrıca Osmanlılar’ da dini mimariye daha çok önem verildiği görülür.Bu farklılıklarına karşın Osmanlılar özellikle erken dönemde Selçuklu sanatından etkilenmişlerdir.Örneğin Osmanlılar Selçuklu bezemelerini kullanmışlar fakat onları biraz sadeleştirmişlerdir.
Erken Dönem Mimarisi:
·Bursa okulunun tek kubbeli yapılarıyla başlayıp Edirne okulunun çift yada çok kubbeli yapılarıyla devam eden bir dönemdir.Bursa okulunun etkisinin daha baskın olduğu görülür.
·Bu dönem mimarlarının temel arayışı aydınlık ve ferah mekanlar yaratmaktır.
·Topkapı sarayı,Çinili Köşk,İlk Fatih Camii bu dönem mimarisinin en iyi örnekleridir.
·Devrin sonunda inşa edilen Üçşerefeli Camii planı açısından Osmanlı Klasik Mimarisine ilk adım sayılır:İç avlulu plan tasarımı ve ana kubbe anlayışının oluşturulması Klasik Anlayışın gelişinin işaretleridir.
Klasik Dönem
15-16.yy.:
·Bu dönem Osmanlı mimarları camii mimarisinin özelliklerini belirlemeye çalıştılar.Ayrıca merkezi plan sorunun nasıl çözüleceği sorusuna yanıt aradılar.
·Bu dönem mimarlarının baş amacı her yönden ve herkes tarafından görülebilecek kadar yüksek ve heybetli yapılar yaratmaktı.
·Bu Dönemcamilerinde kubbeli ve yan kubbeli bir örtü sistemi kullanıldı.Bu tavan dörtlü filayak sistemi ile dengelendi.Yukarıdan aşağı genişleyen bir kütle kompozisyonu (prizma biçimli yapılarla hiyerarşik ,basamaklı bir görünüm) tasarlandı.Ana kütle ve kubbe arasında daha uyumlu bir geçiş yapabilmek için kubbe kasnağı sınırlı yükseklikte tutuldu:Bu dönem yapılarında kullanıla kubbeler tam yarı küre şeklinde değildi.(Selatin camilerde) Minare sayısıysa iki veya dörttü.
·Bu dönemde kullanılan yapı malzemeleri küfeki taşı ve mermerdi.
16-17.yy.(Sinan Dönemi)
·İmparatorluğun ekonomik alandaki refahını yansıtan büyük boyutlu eserler yapıldı.
·Şehircilik çalışmaları önem kazandı.
·Mimari elemanların ölçüleri ve kompozisyonları yeniden düzenlendi.:Ana kubbe genişletildi;yan mekanlar kullanışlı hale getirildi;filayak sayısı altı ve sekize çıkarıldı.
·Yapı malzemelerinde yalınlık ön plana çıktı.Ayrıca renkli taşlar da yapılarda kullanılmaya başlandı.
·17.yy. da ,16.yy.ın etkileri görüldü.Batı etkisi henüz kuvvetli olmadığından bu dönemde Osmanlı kendi kaynakları açısından kısırlaşmamıştı,hala özgün eserler verebiliyordu..Fakat Osmanlı’nın duraklama dönemine girişi,iç karışıklıklar,ekonomik sıkıntılar mimaride büyük atılımlar gerçekleştirecek büyük boyutlu yapıların inşasını engelledi.Bu nedenle bu dönemde İmparatorluğun büyüklüğünün anısını yaşatacak eserlerle yetinildi. Özetle mimari de devletle birlikte duraklama dönemine girdi.

Batılılaşma Dönemi
18.yy(Lale Devri):
·18.yy.da Lale Devri ile Osmanlı mimarisinde önemli değişiklikler yaşandı.Batılı yaşam tarzının benimsenmesiyle mimaride de batı etkisi hissedilmeye başlandı.Batılı üsluplar tercih edilmeye başlandı.Bunun sonucunda Klasik Osmanlı mimarisinin etki alanı daraldı,bir süre sonra da klasik anlatış yerin tamamen batılı üsluplara bıraktı.
·Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa özellikle Paris ve Viyana’dan getirttiği projelerle İstanbul’un imarına el attı:Haliç ve Kağıthane Dersi gezinti yerleri haline getirildi.Kağıthane’de padişah için Sadabad Kasrı inşa edildi ve etrafı lale bahçeleriyle bezendi.Batılı tarzdaki binaların yöneticiler tarafından da benimsenmesiyle varlıklı kesimler arasında lale yetiştirme ve köşk yaptırma modası başladı.Böylece deniz kenarındaki semtler moda oldu:Üsküdar,Beylerbeyi, Bebek,Fındıklı, Alibeyköy , ve Topkapı...
·Köşk modası cami mimarisinde de etkili oldu :”Yalı camii”denen deniz kıyısı camileri yapılmaya başlandı.
19.yy(Tanzimat Dönemi):
·Tanzimat ile birlikte batılılaşma hareketleri daha da hızlandı.Tamamen barok ,rokoko,neogotik ve amper üslupları etkin oldu.
·Şehir yeni alanlara doğru genişlemeye başladı.Boğaziçi ve Sarıyer’e iskan arttı.Ayrıca alt yapı ve kent hizmetleri gelişti:Haliç’e köprü kuruldu;tünel(metro),atlı tramvay,Şirket-i Hayriye(deniz taşımacılığı yapan bir şirket) açıldı.Külliyelerden bağımsız ilk hastane (Vakıf Gureba Hastanesi) hizmet vermeye başladı.
·Batılı yaşam tarzının orta kesimler tarafından da benimsenmesiyle lüks tüketim arttı.Mobilyalar evlere girdi ve böylece binalar buna uygun yapılmaya başlandı.Aynı zamanda yazlık ve kışlık adeti başladı ve bu nedenle ev fiyatları arttı..Suriçi ve Beyoğlu kışlık ,Boğaz ,Kadıköy ve Adalar ise en gözde yazlık semtler arasındaydı.Kentin yerleşim dokusu değişmişti.
·Mimari kamusal alanda hizmet vermeyi bırakıp bireye hizmet etmeye başladı.
·Bu dönemin en önemli camileri Nuruosmaniye Camii,Dolmabahçe Camii,Aksaray Valide Camii ve Nusretiye Camiidir.

HAT SANATI
Estetik Kurallara Bağlı Kalarak Güzel Yazı Yazma (Hüsnü Hat), Yazana Da Katip, Muharrir Yada Verrak Denir. 10. Yüzyılda Hattat Denmiştir. İranlılar Hoş-Nüvis) Güzel Yazan Derler.
İslam Uygarlığının Yazı Dili Arapçadır. Aslı Nabati (Fenike) Yazısından Alınmıştır.

“Kufi” İslam Doğuşu Ve 10. Yüzyıla Kadar Mushaf Ve Kitabe Tezyinatta Kullanılan Celi Şekline Denir.
1-      Cahiliye Kufisi(Cezm) Hireden.
2-      Asrı Saadet Kufisi (Mekki-Medeni).(Bu Tür Yazı İle Mushaf(Kuran) Yazılmıştır.
3-      Celi Kufi: (Kitabeler, Mezar Taşları, İhtişamın En Güçlü Semboleri. Kurtuba’ Da Emevi Abdulmelik B. Mervan Para Üzerine Kufi Yazı Kullandırmıştır.
İslam’ın Doğuşunda İki Form Olarak Yazı Kullanımıştır.
Halid B. Ebul Heyyac Emeviler Döneminde, Mescidi Nebevi Ye Şems Suresinden Sonra Tüm Kuranı Kıble Duvarına Yazmıştır.
İlk Yazı Islahatçısı Emevilerden Kutbe El-Muharrir’dir.
Mevzun Ve Asli Hatlar (Emeviler) (Ölçülü)
İlk Noktalama Alanında Ebul Esved El- Dueli (688)
Bugün Ki Hale Getiren Nokatalama Usülcüsü Halil B. Ahmed’ Dir. (791)
İslam Dünyasında Sistemli İlk El Yazı Abbasi Halifesi Me’mun Zamanında Yazılmıstır. (813)
Me’mun’un Hattatı Ahvel El- Muharrir Kesin Kurallar Ve Düzenlemeler Getirmiştir. 11 Li Yazının Kurallarını Belirlemiştir.

Hat En Önemli Abbasi Veziri İbn Mukle Kardeşi Ebu Abdullah El- Hasan( Hattul Mensub- Aklamı Sitte)
İbni Mukle Mevzun Hatları Ayıklamıştır. İbnul Bevvab Ve Yakut El Mustasimi Aklamı Sitte(Şeş Kalem) Olarak Belirlemişlerdir. Yakut El- Mustasimi Aklam-I Siteyi Geliştirmiş. Ölçü Ve Kurallarını En İyi Şekli İle Ortaya Koymuştur. (Yazıda Yeni Devir Başlamıştır Böylece)

AKLAM-I SİTTE (6 Kalem)
1-      Tevki
2-      Rika
3-      Muhakkak
4-      Reyhani
5-      Sülüs
6-      Nesih

Osmanlıda Celi Sülüs, Aklamı Sitte, Talik Ve Divani’de Köklü Yenilik Yapılmıştır. Hat Altın Çağını Yaşamıştır.

“Vestalik” Kurucusu Yesirizade Mustafa İzzet (1849)
“Divani” Yazı En Meşhur Hattat Matrakçı Nasuh’ Dur.
“Tuğra” İlk Örnek Tuğrası Orhan Gazi Adınadır.
Mustafa Rakım III. Selim Zamanında Sami Efendi İle En Güzel Estetik Ölçülerine Kavuşmuştur.
“Rika” Mümtaz Efendi Babı Ali Rikası İzzet Efendi Üslubudur.

Kalem : Cava
Makta: Sedeften Fildişi Kemikten Yapılır.
Mühre: Pürüz Gidermek İçin Kağıda Sürülür.
Mıstar: Kağıt Altına İp Gerilir Düzgün Yazmak İçin.

Osmanlı Hat Ekolü Kurucusu Şeyh Hamdullah’dır. (Ö.1520)
Fatih Sultan Mehmet “Ehli Hiref” Teşkilatını Kurmuştur.
Osmanlı Hat Ekolü Amasya’ Da Atıldı. (Esatize-İ Rum)
Şemsül Hat Ahmet Şemseddin Karahisari
Hafız Osman Ekolü 17. Yüzyıl 2. Yarısı İlk Hilyeyi Şerif Yazandır.
Mustafa Rakım Celi Ekolünün Kurucusudur.
Şevki Efendi Sülüs Ve Nesih Yazıları Mükemmel Seviyede Yazmayı Başarmıştır.

TEZHİP
Tezhip Arapçada Altınlamak Demektir.
Tezhip Yapana Müzehhib – Müzehibbe Denir. Esere İse Müzehheb Denir.
Timur Tezhip Sanatının Altın Çağını Yaşatmıştır.
Fas Mehmet Zamanında Büyük Gelişme Yaşamıştır.

Osmanlıda İlk Tezhip II. Murat Zamanında Yapılan Makasidül Elhandır. Musiki Nazariyat Kitabıdır.
MİNYATÜR
İslam Minyatürü Maniheizm Den Etkilenmiştir.
Osmanlı Minyatürünü Yönlendiren NAKKAŞ OSMAN’DIR.

Kundekari – Aleaddin Cami- Ahlatlı (1155)
Siirt Ulu Cami Abdulfettah (1191), Divriği Ulu Cami Tiflisli Ahet (1241)
Yakup İshak Kindi, İlk İslami Müzik (Ö.866) Filozoftur. Farabi’nin Müzikali Kebiridir.

Ciltleme
Miklep
Yazma, Yekşah, Zilbahar, Şukufe, Ebru, Müşebbek, Rugani Ve Kumaş Kaplar Kalıp Kullanılmadan Yapılır.
Cönk Sırt Yüksekliği Az, Sayfa Geniş Olan Kiataplardır.
Timurlular’da Herat Ciltleri Unutulmazdır. (1447 Timur’un Oğlu Şahruh Yaptırmıştır.

ÇİNİ SANATI
(Çin’e Aiet Demektir.)
Çini, Karahanlılarla Başlamıştır. Asıl Kullanım Dönemi Anadolu Selçeklularıdır.
Keşi Ve Seramik.
Pişmiş Topraktan Çanak Çömlek Yapmak Asurlulara Kadar Uzanır.
İlk Defa Çini Samerra’da Kullanıldı. Levha Halinde Çini Üretimi Yapılmıştır.
Çini Levhayı İlk Kullanım Kayrevan’da Sidi Ukbe Cami’ndedir. (670)
Perdahlı Çini İlk Defa Abbasiler Döneminde Kullanılmıştır.
Konya Karatay Medresesi (1251) Selçuklular Döneminde En Yüksek Seviye Çini Kullanımı Olmuştur. Örnek : Aleaddin Keykubat KUBADABAD SARAYI (1221-1237)

Bitkisel Çini Kompozisyon Ali B. İlyas Ali, Mehmet El- Mecnun Ve Tebrizli Usta Yenilik Öncüsü Olmuştur.

Edirne Muradiye (1438)
Bursa Yeşil Camii Çini İle Yapılmış Harika Örneklerdir.
Türk Çini Zirvesi Süleymaniye Camidir. İznik Çinisi Kullanılmıştır. (1558)
Osmanlı Çini Zirvesi 16. Yüzyıl Sır Altı Tekniği En Yaygın Uygulamadır.
Minai Daha Çok Basra Rakka Kaşan Da Kullanılmıştır.
Konyada Alaaddin Köşkü.

14 Aralık 2010 Salı

OKUL BAŞARISINI DESTEKLEYEN ANNE-BABA DAVRANIŞLARI

Gelecekte refah düzeyi yüksek bir yaşam için okulda ve sınavlarda başarılı olmanın oldukça önemli olduğu düşünülmektedir. Gerçekten de okul ve sınav başarısı gelecekteki refah düzeyinin belirleyicisi midir? Eğer öyle olduğu düşünülüyorsa, hangi okul veya öğrenim yaşantıları veya hangi diplomalar insanın gelecekteki refah düzeyini olumlu yönde etkileyebilir?“Refah düzeyi” nedir? Refah düzeyi, para ve kariyerle ilgili bir şey midir? Yoksa asıl arzulanan huzurlu bir yaşam mıdır? Eğer asıl arzulanan huzurlu bir yaşam ise para ve kariyerle bu mümkün müdür? Bütün bunlar cevapları ciddi bir şekilde düşünülerek verilmesi gereken önemli sorulardır. Cevap ne olursa olsun günümüzde, “okulda ve sınavlarda başarılı olmak” önemli bir değer olarak önümüze çıkmaktadır. Bu nedenle anne-babalar, çocuklarının okulda ve sınavlarda başarılı olabilmeleri için bir çok konuda fedakarca davranışlar sergilemektedirler. “Yemeyip yedirmek”, “giymeyip giydirmek”gibi ifadeler, “arabaya binmeyip çocuğunu özel dershanelere göndermek, özel dersler aldırmak, kendileri ile ilgili yatırımları sırf çocukları öğrenim hayatlarında zorluk yaşamasınlar diye geciktirmek” gibi davranışları bu fedakarlıkların kanıtı olarak gösterebiliriz.
Ancak, bir çok anne-baba günümüzde bütün bu fedakarlıklarının karşılığını alamamaktadır. Bunu liselere veya üniversitelere giriş sınavları sonuçlarına baktığımızda rahatlıkla görmek mümkündür. Çok az ilköğretim öğrencisi ülkemizdeki “seçkin” olarak nitelendirilen liselerde öğrenim hakkı kazanırken, aynı durum üniversitelere giriş için de geçerlidir. Neden bu böyledir? Öğrenciler mi başarısız? Anne-babalar mı bilinçsiz? Milli Eğitim Sistemimiz mi hatalı? Öğretmenler mi yetersiz? Öğretmenleri yetiştiren üniversiteler mi yetersiz? Bu sorulara farklı cevaplar bulmak mümkündür.
“Bu başarısızlığın nedeni nedir?” sorusunu öğrencilere ve ailelerine yönelttiğimizde “iyi yetişmemiş yetersiz öğretmenler”, öğretmenlere sorduğumuzda ise “çalışmayan-yaramaz öğrenciler ve ilgisiz aileler”, uzmanlara sorduğumuzda ise en nihayetinde “milli eğitim sistemi ve üniversiteler” eleştirilmekte ve suçlanmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı’na sorulduğunda ise “önceki hükümetlerin beceriksizce aldıkları kararlar” eleştirilmektedir. Yıllardır bu hep böyledir. Son yıllarda milli eğitim sisteminde olumlu yönde ciddi gelişmeler olduğu düşünülmektedir. Ancak bu gelişmelerin nasıl sonuçlar üreteceğini zaman gösterecektir.
Açıkça ifade etmek gerekirse, kim yaparsa yapsın suçlamalar veya eleştiriler acıyı bir süreliğine uzaklaştıran birer savunma mekanizmasından öteye gitmemekte ve sorunu çözmemektedir. Bu yazı anne-babalar için hazırlanmıştır. Bu nedenle burada sorunun çözümünde anne-baba davranışları ele alınacaktır. Çünkü anne-baba davranışları okul ve sınav başarı düzeyinin önemli bir belirleyicisidir.
Liselere ve üniversitelere yerleştirme sonuçları göz önünde bulundurulduğunda gerçekten de eğitim ve öğretim sürecimizin niteliği en fazla “orta” düzeydedir. Üniversitelerimizin ürettiği bilgiye ve teknolojiye baktığımızda da maalesef durum aynıdır. “Orta” değerlendirmesi iyimser bir nitelemedir. Çeşitli araştırmalar, dünya standartlarına göre “zayıf” düzeyde olduğumuzu göstermektedir. Ancak, söz konusu olan “insan eğitimi” olduğunda “dünya standartlarının” niteliği de önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir. Çünkü, refah düzeyini yükseltmek için sadece maddeci bir düşünce sistemiyle para ve güç için bilgi ve teknoloji üreten insanlık, “insani özelliklerini” her geçen gün kaybetmektedir. Bilim vardır. Teknoloji vardır. Güç vardır ama bugün insanoğlu “mutsuz”dur.
Farklılığın Kaynağı Nedir?
Milli Eğitim Sistemi veya öğretmenler ne kadar eleştirilirse eleştirilsin bu sistemin içinden de (sistemin özelliklerine uygun) oldukça başarılı öğrenciler çıkmaktadır. Aynı okulda, aynı öğretmenlerden ders almalarına rağmen birçok öğrenci okulda ve sınavlarda başarısız sonuçlar elde ederken, bazıları gerçekten başarmaktadır.
Aynı okul, aynı dersler, aynı öğretmenler, ama sonuçlar çok farklı…Bu farklılığın nedenleri nedir? Bu nasıl olmaktadır? Bu yazı da bunun bazı önemli nedenleri üzerinde durulacak ve konuyla ilgili olarak özellikle anne-babalara önemli önerilerde bulunulacaktır.
Konu ailedir çünkü, çocuğun zekası ve doğuştan getirdiği diğer insani donanımların ilk kez öğrenme içgüdüsüyle birleşip harekete geçtiği çevre aile ortamıdır. Bilimsel veriler, çocuğun öğrenme yaşantılarının seyri, sahip olduğu genetik yapıdan, doğum öncesi dönemde annenin yaşadıklarından, doğum anında olanlardan ve okula başlayana kadar ve okula başladıktan sonraki aile hareketlerinden (anne-babanın çocuğa sağladığı imkanlardan ve çocukla olan iletişim tarzlarından) ciddi derecede etkilendiğini göstermektedir.
Okulda ve Sınavlarda Başarı Anne-Baba tarafından inşa edilmeye başlar.
Bütün yaşam alanlarında olduğu gibi “okul ve sınav ” alanındaki başarı da küçük yaşlardan itibaren anne – babanın etkisiyle inşa edilmeye başlar. Annenin ve babanın henüz doğmamış yavrularına karşı hissettikleri bile onu daha anne karnındayken etkilemeye başlar. Sevgi ve şefkat, anne karnındaki yaşamından itibaren çocuğu her yönüyle besleyen en doğal kaynaktır. Bu kaynağın varlığı ve devamlılığı çocuğun yaşamı boyunca karşılaşacağı bütün öğrenme etkinliklerindeki başarısı için oldukça önemlidir.
KOŞULSUZ SEVGİ
Bebeklik döneminden itibaren sevgi ihtiyacının karşılanması insanın bütün yaşamını etkileyebilmektedir. Sevgi ve şefkatten yoksun olarak büyüyen hangi canlı olursa olsun, gelişmesi ve hayata uyum sağlaması oldukça zordur. Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren okulda, sınavlarda ve yaşamın diğer bütün alanlarında başarının ön koşulu anne-babanın sevgi ve şefkatidir. Sevgi ve şefkatten uzak büyümüş insanların yaşamları boyunca huzuru ve dengeyi yakalama ihtimalleri oldukça düşüktür. Sevgi ve şefkat bebeklik döneminden itibaren sadece ağladığında ya da sorun yaşadığında değil mümkün olduğu sürece onunla ilgilenmek, korumak, ona dokunmak, sarılmak, okşamak, ona ninni söylemek, sevdiğini söylemek, onunla nitelikli zaman geçirmek, onu dinlemek vb. davranışlarla gözlemlenebilir.
Bazı anne-babaların çocuklarına sevgilerini sürekli koşullu olarak sundukları gözlemlenmektedir. “Ders çalışmazsan seni sevmeyiz.”, “Derslerin kötü olursa sevgimizi kaybedersin.” gibi sevgiyi bazen doğrudan koşullu sunarlar. Bazen de bunu dolaylı olarak yaparlar. “Derslerinde başarısız olursan, gözümüze gözükme”, “Hele karnende bir zayıf olsun.” gibi. Anne-babanın sevgilerini koşullu sunmaları oldukça tehlikeli bir durumdur. Çocuk başarısız da olsa, kötü bir davranış ta sergilemiş olsa sevgi koşulsuz olmalıdır. Aksi halde başarısızlıklar daha da büyür ya da kötü davranışlar alışkanlık haline gelebilir. Olumsuzlukları düzeltme ihtimali ortadan kalkar. “Seni çok seviyoruz ama derslerindeki durumun bizi çok endişelendiriyor.”, “Seni çok seviyoruz fakat bu davranışın bizi çok üzdü.” gibi her şeye rağmen sevginizi göstermelisiniz. Sevginin olmadığı yerde eğitim olamaz.Elbette sevgi, hataları kabul etmek anlamına gelmez. Gerçek sevgi bazen kötü hissettirse de doğru olanı yapmayı gerektirir. Ancak, “sevgi” bir tehdit aracı olarak kullanılmamalıdır. Bu arada aşırı derecede koruyuculuğa dönüşebilen sevgi ve şefkatte bir o kadar sorun oluşturabilmektedir. Olur olmaz her durumda korunan ve her işi anne-baba tarafından görülen çocukların yetersiz özgüvene sahip oldukları bilinmektedir. Özgüven, bütün yaşam alanlarındaki başarıyı etkileyen önemli bir kaynaktır.
FARKLI DENEYİMLER YAŞAMASINA FIRSATLAR VERMEK
İnsanlar yaşadıkları deneyimler kadar anlama sahiptirler. Çocuk dış dünya ile ilgili olarak ne kadar çok olumlu deneyim yaşarsa o kadar çok anlama ve dolayısıyla kavrama sahip olur. Kavram dağarcığı zengin olanların düşünme süreçleri, kavram dağarcığı zayıf olanlardan daha niteliklidir. Bu nedenle anne-babalar küçük yaşlardan itibaren çocuklarının farklı deneyimler yaşamalarına fırsat tanımalıdırlar. Örneğin, hayvanat bahçesi, müze, orman, deniz, göl, sinema, hastane vb. geziler esnasında neyin ne olduğunun ve nasıl olduğunun çocuğa tanıtılması onda hayvanat bahçesi, müze ve orman vb. ile ilgili kavramları oluşturabilir.
Bunun yanında çocuğun dış dünya ile daha farklı deneyimleri de vardır. Bunlar çoğu zaman anne-babanın bilinçli olarak yönlendirdiği deneyimler değildir. Yatağın üzerinde havaya sıçrarken yere düşüp canını yakması, sıcak sobaya elini değdirmesi, bardağı yere düşürdüğünde kırması, kitap sayfalarını çekiştirirken yırtması vb. olumsuz gibi görünen deneyimler de çocuğun öğrenme arzusu sonucu oluşan küçük kazalardır. Ancak, bu tür davranışlar çoğu zaman anne-baba tarafından engellenmektedir. Elbette çocuk kendisine ve çevresine zarar vermek söz konusu olduğunda nedenleri açıklanmak koşuluyla engellenmelidir. Çocuğun evde çekmeceleri karıştırması, saksıların topraklarıyla uğraşması, oyuncakların içini açması da birer öğrenme davranışıdır. Bunların hepsi onun yaşama uyum sağlamasını kolaylaştıracak küçük deneylerdir. Çocukların “yaramazlık” diye nitelenen davranışlarının neredeyse her biri bir öğrenme davranışı ve dolayısıyla yeni bir deneyimdir. Anne-babaların çocuklarını kendilerine ve çevrelerine zarar vermedikleri sürece gözlenebilir/kontrol edilebilir ve güvenli bir ortam içinde özgür bırakmaları çocuklarının zeka gelişimlerini destekleyebilir.
DİL GELİŞİMİNE DESTEK OLMAK
Dil gelişimi ile zeka gelişimi arasında doğru orantı olduğu bilinmektedir.Çocukların dil gelişimlerini desteklemek zeka gelişimini desteklemektir. Küçük yaşlardan itibaren dış dünyada var olanların adlarını ve var olanların aralarındaki ilişkisini; olup bitenleri ifade etmesine fırsat vermek, “Ne?”, “Niçin?”, “Nerede?”, “Nasıl?”, “Ne zaman?”, “Kim?” gibi düşünceyi nitelikli yönlendiren sorular çocuğun dil ve zeka gelişimini destekleyen önemli davranışlardandır. Çocukların ardı ardına sordukları sorulara sabırla cevap vermek, bir durumu ya da olayı anlatması konusunda çocuğu yüreklendirmek, çocuğun başka çocukların bulunduğu ortamlarda bulunmasını sağlamak dil gelişimini desteklemektedir.
Birçok TV ve bilgisayar programı dil gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla TV ve bilgisayar çocuğun dil ve zeka gelişiminin önündeki en önemli engellerden ikisidir. Anne – babaların TV ve bilgisayar programları konusunda seçici davranmaları gerekmektedir. Bazı annelerin evde işlerini rahat görebilmek için bebeklerini ya da küçük çocuklarını TV ve bilgisayar başında bıraktıkları bilinmektedir. Bebeğin ya da çocuğun izlediği programın türü önemli olmakla beraber sürekli bilgisayar ya da TV karşısında bırakılan çocukların dil ve zeka gelişimlerinin olumsuz etkilendiği, hatta bunun bazı çocuklarda yapay otizme neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren çocukların TV ve bilgisayar ile ilgili uğraşları kontrollü ve bilinçli bir şekilde yürütülmelidir.
OYUN HAKKINI KORUMAK
Çocuklar oyun oynayabildikleri ve oyun oynamayı sevdikleri sürece sağlıklıdırlar. Yetişkinler ise çalışabildikleri ve çalışmayı sevdikleri sürece sağlıklıdırlar. Çocuklar oyun ile yaşama hazırlanırlar.Oyun oynamak her çocuğun en doğal hakkıdır. Bu nedenle desteklenmesi gereken en önemli etkinliklerden birisi çocukların oyun oynama davranışlarıdır. Oyundan, kesinlikle vurdulu-kırdılı bilgisayar oyunları kastedilmemektedir. Sürekli oynanan vurdulu-kırdılı bilgisayar oyunları çocukların ruh sağlığını bozabilmekte ve onlarda çeşitli davranış bozuklukları oluşturabilmektedir.
ÖZGÜVENİ DESTEKLEMEK
Özgüven, yer, zaman ve duruma göre değişmekle beraber kişinin bir işi yapabileceğine dair kendine olan inancını ifade eden bir kavramdır. Yapabilme gücü olmasına rağmen yapamayacağına inanmak zayıf özgüven göstergesidir. Örneğin, sıklıkla kullanılan “Ben bu dersi başaramam.”, “Bu sınavı kesin kaybedeceğim.”, “Bu işi yapamam.” gibi ifadeler zayıf özgüvene işaret eden sözlerdir. Özgüven, biri telkinler diğeri de deneyimler olmak üzere iki yolla güçlenir veya zayıflar.
Telkinler Özgüveni Nasıl Etkiler?
Birçok anne – baba istenmeyen davranış ve durumlarından dolayı çocuklarına lakap takmakta, aşağılamakta veya alay etmektedirler. Bu tür anne-baba davranışları çocuğun özgüvenini ve dolayısıyla kişilik gelişimini ciddi derecede olumsuz etkileyebilmektedir. “Bir kişiye kırk defa deli dense o kişi delirebilir.” sözü doğru bir sözdür. Bu nedenle anne – babalar çocuklarına “sen adam olmazsın”, “senden hiçbir şey olmaz”, “aptal”, “geri zekalı”, “tembel”, “yapabileceğine inanmıyorum. Sen bunu başaramazsın.” vb. ifadeler kullanmaktan kesinlikle uzak durmalıdırlar. Kişiliği ve zekası yerine davranışlara odaklanmak en doğrusudur. “Bu davranışından/durumundan, ……… nedeniyle çok rahatsız oldum.” gibi doğrudan eleştiri ifadesi kullanılabilir.
Fakat en doğrusu eleştiri geribildirim kalıbıdır. “………….. davranışların çok iyi ama …………….. davranışın ……………… şeklinde olabilirdi. ………………. şeklinde davranmanı isterdim.” Örneğin, Ders çalışmayan bir çocuğa “tembel” demek yerine“Düzenli oluşun çok iyi ancak derslerine biraz daha önem versen çok daha iyi olacak. Ders çalıştığında şimdikinden çok daha iyi olacağını biliyorum.”gibi bir eleştiri ifadesi kullanılabilir. Bu kalıp ancak alışkanlık haline getirdiğinizde işe yarayabilir.
Burada çocuğun olumlu yönlerine odaklanabilmek önemlidir. Ancak, çocuğun sürekli olarak pozitif (“sen çok akıllısın, zekisin”, “sen çok güçlüsün”, “Sen her şeyi başarabilirsin.” vb. ) ifadelerle beslenmesinin de sakıncaları vardır. Çünkü bu tür ifadeleri duyarak yetişen çocuklar zamanla “kendini beğenmiş-kibirli” bir yapıya sahip olabilmektedirler. “Kendini beğenmiş, kibirli çocuklar” arkadaşları içinde kabul görmeyeceği gibi gelecekte toplum tarafından da kabul görmeyeceklerdir. “Kibir” ciddi bir hastalıktır. Kibir hastalığı veya özgüven zayıflığını engellemek için kişilik yerine davranışları eleştirmek en doğrusudur. Bunun için eleştiri geribildirim kalıbını kullanabilirsiniz.
Bir de gizli telkinler vardır. Aşırı derece koruyucu, aşırı derecede baskıcı-kontrolcü-eleştirici-suçlayıcı ve çocuğu diğer çocuklarla kıyaslama davranışları da özgüveni zayıflatan gizli telkinler grubunu oluşturmaktadır.
Deneyimler Özgüveni Nasıl Etkiler?
Bir işte iki defa üst üste başarılı olan kişinin o işi yapmaya dair özgüveni güçlenebilir. Aynı şekilde üst üste yaşanmış başarısızlıklar da özgüveni zayıflatabilir. Örneğin, matematik dersinden üst üste iki-üç defa başarısızlık yaşayan bir öğrenci bu dersi başaramayacağına dair bir inanç geliştirebilir. Böylece matematik öğrenmeye dair özgüveni zayıflamış olur. Aynı şekilde farklı iki-üç dersi öğrenmeye dair özgüvenini yitiren bir çocuk öğrenmeye ve başarmaya dair özgüvenini yitirebilir. Dersleri ve ödevlerini önemsememe, ders çalışmama, okuldan kaçma, düşük motivasyon, dikkat dağınıklığı-odaklanamama vb. durumlar öğrenmeye dair özgüvenini yitirmiş çocukların en önemli ortak özelliklerindendir. Nihayetinde insan başaramayacağını düşündüğü bir iş için ne kadar çaba gösterebilir ki…
Özgüven nasıl zayıfladıysa öyle güçlendirilebilir. Eğer sürekli olumsuz telkinlerle özgüven zayıflamış ise artık bu telkinleri kullanmaktan vazgeçebilir, çocuğunuza başarılı olduğu durumlarla ilgili telkinler verebilirsiniz. “Aferin, matematik dersinden her geçen gün daha da iyi oluyorsun.”, “Aferin, artık eskisinden daha iyisin.”, ”Çalıştığında başardığını gördük. Bunu devam ettirdiğinde çok mutlu olacağız.” gibi.
Özgüven üst üste yaşanmış başarısızlıklar nedeniyle zayıflamış ise aynı şekilde üst üste yaşanabilecek başarılar ile geri kazanılabilir. Okul ve sınav başarısı söz konusu olduğunda çocuğun genellikle öğrenme becerilerinin (dersi dinlerken, evde çalışırken ne yaptığı ve bunu nasıl yaptığı) gözden geçirilmelidir. Zeka, dikkat ve konsantrasyon veya ruhsal herhangi bir sorunu olmayan çocukların öğrenme becerilerinin niteliği incelenmelidir. Öğrenme becerilerindeki yetersizlikler öğrencinin, okulda ve sınavlarda sürekli başarısızlık yaşamasına neden olmaktadır. Öğrenme becerileri öğrenilebilir. Bu konuda bir uzmandan yardım almak gerekmektedir. Çünkü, dikkat ve konsantrasyon becerilerinin kazandırılmasında olduğu gibi öğrenme becerilerinin kazandırılması işi de öğrenciden öğrenciye değişiklik gösteren uzmanlık gerektiren bir konudur.
OKUMA VE ÖĞRENME İLE İLGİLİ OLARAK İYİ BİR MODEL OLMAK
Anne-babalar çocuklarının ders çalışmalarını veya kitap okumalarını isterler. Ancak, birçok çocuk evlerinde kitap okuyan ya da ders çalışan iyi bir modele sahip değildir. İnsan en kalıcı davranışları en yakın modellerden (anne-babadan-ağabeyden-abladan-dededen vs.) öğrenir. Bu nedenle anne-babalara, evde belirli zamanlarda (özellikle çocuğun ders çalışma zamanlarında, ya da çocuğun rahatlıkla görebileceği yerlerde) kitap okumaları önerilir. Bu davranışı düzenli bir şekilde yaptığınızda özellikle küçük yaştaki çocuklarınız sizi model almaya başlayacaklardır. Aynı şekilde küçük yaşlardan itibaren çocuğa masallar ve hikayeler okumak da onlara okumayı sevdirebilir.
OKULÖNCESİ EĞİTİMDEN FAYDALANMASINI SAĞLAMAK
Okulöncesi eğitimin önemi ne kadar vurgulansa azdır. Okulöncesi eğitim sürecinden geçen çocukların okullara daha kolay uyum sağladıkları, ilköğretim ve diğer öğrenim kademelerinde akranlarından daha başarılı oldukları bilinmektedir. Her anne-baba çocuklarını mutlaka okulöncesi eğitimden faydalandırmalıdır. Okulöncesi eğitim zihinsel, duygusal, davranışsal ve sosyal yönden çocukların gelişimine tahmin edilenden daha fazla destek vermektedir. Ayrıca yapılan araştırmalar okulöncesi eğitimden yararlanan çocukların, yararlanmayanlara göre okulda ve sınavlarda daha başarılı olduklarını ortaya koymuştur.
OKULA, ÖĞRENMEYE VE ÖĞRETMENE ÖNEM VERMEK
Bir çocuğu okulda başarılı yapan en önemli anne-baba davranışları şunlardır.
a) Çocuğun okul ile ilgili araç-gereç ihtiyaçlarını temin etmek.
b) Çocuğa evde ders çalışabileceği bir ortam sunmak.
c) Çocuğun ders çalışması esnasında TV’yi vb. araçları kapatmak. Evde sessizliği ve huzuru sağlamak.
d) Çocuğa ders çalışma esnasında saygı duymak. Ara sıra kapısına tıkladıktan sonra 1sessizce gidip (su, süt, çay vb.) bir ihtiyacı olup olmadığını sormak. Ders çalışırken gidip hafifçe başını okşamak, tebessüm etmek.
e) Düzenli olarak öğretmenleriyle görüşmek. (Bu görüşmelerde özellikle babanın olması önemlidir.)
f) Başarılarına odaklanmak ve başarıyı en azından bir “aferin” ile ödüllendirmek.
g) Çocuğun yanında okul, öğretmen, dersler ve ödevler katı olumsuz eleştirilerden kaçınmak gerekmektedir. Çünkü bu tür eleştiriler çocuğun okula, öğretmene, derse ve ödevlere karşı tutumlarını doğrudan etkileyebilmektedir.
SOSYAL VE SPORTİF AKTİVİTELERİNİ DESTEKLEMEK
Birçok anne-baba çocuklarının sosyal veya sportif faaliyetlerinin okul ve sınav başarısını olumsuz yönde etkilediği düşüncesine sahiptir. Oysa, planlı ve programlı bir şekilde gerçekleştirilen sosyal aktiviteler ve sportif faaliyetler hem okul hem de sınav başarısını olumlu yönde etkilemektedir. Özellikle kuralları olan sosyal ve sportif aktiviteler çocuklara iç disiplin kazanmaları konusunda yardımcı olmakta, zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal gelişimlerine katkı sağlamaktadır. Bu nedenle çocukların sosyal ve sportif aktiviteleri desteklenmelidir.
MÜKEMMELİYETÇİLİKTEN UZAK DURMAK
Bazı anne-babalar çocuklarının performansını bir türlü beğenmezler. Sınavdan 90 alan çocuklarına “neden 100 değil?”, okul 10.cusu olana “neden 1.değilsin?” tarzında tepkiler verirler. Bu ve benzeri tepkileri “mükemmeliyetçi tepkiler” olarak değerlendirebiliriz. Bu tür tepkiler zamanla çocuğun özgüvenini zedeleyebilir. Ayrıca çocuğun da mükemmeliyetçi olmasına neden olabilir. Sonucun daha iyi olmasını herkes ister ancak her zaman en yüksek puanı almak, her zaman maksimum performans göstermek mümkün olmayabilir. Bu nedenle anne-babaların mükemmeliyetçi davranışlardan uzak durmaları ve çocuklarını mevcut performansları ile kabul etmeleri gerekmektedir. Çocuk elinden gelenin en iyisini yapmaya çaba sarf ediyorsa onu kendi performansına bırakmak en doğrusudur.Zorlamalar bir yere kadar işe yarayabilir ancak, sürekli zorlamalar karşısında çocuk zamanla ciddi gerilemeler yaşayabilir.
KAYGIYI KONTROL ETMEK
Kaygı yaşamın her alanında başarı için oldukça önemlidir. Ancak yokluğu sorun oluşturduğu gibi aşırı derecede varlığı da ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Kaygısız bir öğrencinin de, aşırı derece de kaygılı bir öğrencinin de derslerinde başarılı olma ihtimali çok düşüktür. Anne-babalarının başarısızlık ihtimali karşısında çocuklarını (“başarısız olursan eve gelme”, “başarısız olursan sevgimizi saygımızı kaybedersin.”, “hele karnende bir zayıf olsun. Bak sana ne yapacağım” türünden ifadelerle) sürekli tehdit etmeleri veya tam tersine çocuklarını başarma konusunda (“Sen başarabilirsin.”, “ Sana güveniyoruz.”, “Bizi utandırma.” vb. ifadelerle) sürekli motive etmeleri çocukların okul ve sınav başarısı konusunda aşırı derecede kaygılanmalarına sebep olmaktadır. Aşırı derecede kaygılanan çocuk sürekli olarak “Ya yapamazsam? Ya başaramazsam?” şeklinde endişeler yaşamaya başlar. Bu endişe ders çalışma ve öğrenme performansını düşürebildiği gibi sınav esnasında aşırı derecede heyecana da neden olabilmektedir.
ÇALIŞMA ALIŞKANLIĞI KAZANMASINA YARDIMCI OLMAK
Çoğu anne-baba çocuklarını sürekli ders çalışması konusunda uyarmaktadır.Düzenli ders çalışma alışkanlığı olmayan çocuklara sürekli “ders çalış” hatırlatması yapmak yerine onlara ders çalışma alışkanlığı kazandırmak en doğrusudur. Ders çalışma alışkanlığı ilköğretim 1.sınıftan itibaren kazanılmaya başlanır. İlköğretim yıllarından sonra planlı – programlı çalışma alışkanlığı kazandırmak zor olmakla beraber aşağıdaki çalışmayı titizlikle yaptığınızda olumlu sonuçlar alınabilmektedir. (Aşağıdaki adımlara uyunuz.)
1) Anne-baba ve çocuk bir araya gelir.
2) Baba “ Oğlum/kızım düzenli bir şekilde çalışmaman bizi endişelendiriyor, derslerinden zayıf almandan ve başarısız olmandan korkuyoruz. Ayrıca her akşam ders çalış ders çalış diye sürekli hatırlatma yapmaktan da bıktık. Şimdi ders çalışma, TV izleme ve bilgisayarla oynama vakitlerini belirlemeni isteyeceğiz. Ne zaman çalışıp, ne zaman TV izleyeceğin ve ne zaman bilgisayarla oynayacağını sen belirle ve ortak bir karar alalım. “
3) Çocuğunuzun hangi zaman aralığında ders çalışacağını, hangi zaman aralığında TV izleyeceğini ve hangi zaman aralığında bilgisayar oynayacağını veya varsa diğer etkinlikleri ile ilgili zaman bilgilerini kendisinin belirlemesini isteyiniz. Ve söylediklerini güzel bir şeklide kağıda yazınız. Bu kararlar çocuğunuza ait olmalı ve sizin de kabul edebileceğiniz kararlar olmalı. (Ders çalışma saatinin çok uzun olmamasına dikkat ediniz. Örneğin başlangıçta akşamları ilköğretim 1-5.sınıflar için en az 30 dakika en fazla 1 saat, 6-8.sınıflar için en az 1 saat en fazla 2 saat, lise öğrencileri için de en az 1,5 saat en fazla 3 saat olabilir. Yine de süreyi çok fazla zorlamadan çocuğun maksimum çalışabileceği süreyi dikkate almakta fayda vardır.) Bu çalışmayı yaparken amacın ders çalışma alışkanlığı kazandırmak olduğu unutulmamalıdır. Alışkanlıklardan kolaydan zora doğru kazanılabilir.
4) Ders çalışma süreleri belirlendikten sonra bu sürelere uyulmadığında ne tür bir mahrumiyet cezası verileceği belirlenmelidir. Verilecek cezanın ne olacağını da çocuğunuzun belirlemesi en uygunudur. (Örneğin bir gün ders çalışmayı aksattığında iki gün TV izlememe, iki gün bilgisayarla oynamama, iki gün arkadaşlarıyla oyun oynamam vb. mahrumiyet cezaları anne-baba tarafından tutarlılıkla uygulanmak koşuluyla verilebilir.)
5) Alınan kararları yazdığınız kağıdı anne-baba ve çocuk imzalar. Karar kağıdını çocuğun görebileceği bir yere asınız ve günlük olarak takip etmeye başlayınız. Başlangıçta bir iki defa ders çalışma vaktinin geldiğini hatırlatabilirsiniz. Ama örneğin bir hafta sonra artık hatırlatmaları bırakabilirsiniz. Ders çalışma zamanı ders çalışmadığında doğrudan mahrumiyet cezasını uygulamalısınız. Bu nokta da anne-babanın birlikte hareket etmeleri oldukça önemlidir.
KARŞILAŞTIRMALARDAN UZAK DURMAK
Birçok anne-baba çocuklarını hırslandırmak için kardeşleriyle veya derslerinde başarılı olan başka çocuklarla karşılaştırma eğilimindedirler. Sürekli başkaları ile karşılaştırılan çocuklar zamanla özgüvenlerini yitirmeye başlarlar. Öğrenme, okul ve sınav başarısı konusunda özgüvenini yitiren çocukların başarılı olma olasılıkları her geçen gün düşmektedir. Bu nedenle çocuklar okul ve sınav başarıları yönünden başkaları ile değil kendileri ile karşılaştırılmalıdırlar. Örneğin, “Geçen dönem derslerin daha iyiydi. Bu dönem başarın düştü. Performansını yükseltmek için neler yapabiliriz?” gibi cümlelerle çocuğu önceki durumları ile karşılaştırmak en doğrusudur. Önceki durumu ile karşılaştırma sadece negatif yönlü olmamalıdır. Eğer çocuk geçen döneme göre daha başarılı ise o zaman en azından bir “aferin” ifadesi kullanmak başarıyı pekiştirebilir.
ÖĞRENMEYİ ÖĞRENME KONUSUNDA YARDIMCI OLMAK
Bir çok çocuk öğrenmeyi bilmediği için okul derslerinde ve sınavlarda başarısız olmaktadır. Etkili ve kalıcı öğrenme becerilerine sahip olmak okul ve sınav başarısı bakımdan oldukça önemlidir.Öğrenmeyi bilmemek öğrenmenin niteliğini ve sınav performansını doğrudan etkileyen en önemli sorunlardan biridir. Bu nedenle anne-babalar çocuklarının öğrenmeyi öğrenmeleri konusunda ilgili kitaplardan ya da uzmanlardan yardım almalıdırlar. Fakat öğrenme becerilerini kazandırma işinin gerçekten uzmanlık gerektiren bir iş olduğu da unutulmamalıdır. Bu konuda mutlaka uzman yardımı alınmalıdır.
Etkili ve kalıcı öğrenme becerileri denildiğinde genellikle insanların aklına, hafıza teknikleri veya hızlı okuma teknikleri gelmektedir. Oysa, etkili ve kalıcı öğrenme becerileri, ders içinde öğretmeni dinlemeyi sürdürmek, duyduklarını ve gördüklerini anlamaktan, planlı ve programlı bir şekilde çalışmaya, okuduğunu anlamaktan, not tutmaya, özet çıkarmaya, zihin ve kavram haritaları kullanmaya, zamanını, motivasyonunu ve heyecanını yönetmeye, okula ve öğrenmeye karşı olumlu tutum geliştirmeye kadar bir çok zihinsel beceriden oluşmaktadır.
Başarısızlıktan zevk alan öğrenci yoktur. Dikkat ve Algılama Becerileri yeterli, hatta mükemmel düzeyde olmasına rağmen günümüzde birçok öğrenci okulda ve sınavlarda istenen başarıyı elde edememektedir. Okul ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyen bir çok kaynak vardır. Etkili ve kalıcı öğrenme becerilerindeki yetersizlik, okul ve sınav başarısını olumsuz etkileyen kaynakların başında gelmektedir. Sınıfta dersi anlamak ve evde yapılan çalışmaların etkililiği ve devamlılığı öğrencinin sahip olduğu etkili ve kalıcı öğrenme becerilerinin niteliğine bağlıdır. Etkili ve kalıcı öğrenme becerilerine sahip olmayan öğrencileri aşağıdaki özelliklerinden bilebiliriz.
ETKİLİ VE KALICI ÖĞRENME BECERİLERİNE sahip olmayan bir öğrenci;
1. Genellikle dikkat sorunları varmış gibi görünür.
2. Anlamlı öğrenme gerçekleştiremediğinden ders çalışmaktan hoşlanmaz. Öğrenmeye ve ders çalışmaya karşı olumsuz bir tutum geliştirir. Derslere, ödevlere karşı isteksiz olur.
3. Çalıştığının karşılığı olabilecek başarıyı elde edemez.
4. Genellikle kendilerine özgü öğrenme becerilerini geliştiremezler.
5. Öğrendiklerini çabuk unutur.
6. Düzenli ve planlı çalışamaz.
7. Okulda ve sınavlarda başarılı olmaya dair çaba ve gayretini yitirir.
8. Okul ve sınav başarı düzeyi genellikle orta ve düşük düzeydedir.
9. "Kendisi hakkında zeki, ama çalışmıyor." denilen öğrencilerin çoğunluğunun öğrenme becerilerinde çeşitli sorunlar vardır.
Önemli Not: Yukarıdaki özelliklerden en az üçü kendisinde bulunan bir öğrencinin etkili ve kalıcı öğrenme becerileri eğitimini alması önerilir.
DİKKAT VE KONSANTRASYON YETERSİZLİĞİ VE BAŞARI
Okulda öğrenme sürecinde dikkat ve konsantrasyon hayati önem taşır. Dikkat ve algılama becerileri yetersiz düzeyde olan bir öğrenci ne kadar zeki olursa olsun okulda ve sınavlarda istenen başarıyı elde etmekte zorlanmaktadır. Dikkat, algısal İşlevleri, düşünceleri, duyusal girdileri, bilişsel süreçleri, çevresel uyarıcıların bazılarını görmezden gelip bazılarını seçerek onları odaklaştırabilme, böylece seçilen uyarıcıları daha net algılayabilme ve bu süreçlerin tamamını iradi olarak kontrol edip yönlendirebilme yetisidir.
Derste Olan Bir Öğrenci İçin Dikkatin Tanımı: Sınıftaki veya sınıfın dışındaki gürültüye rağmen öğretmeni dinleyebilme, duyduklarını anlamlandırabilme, tahtaya yazılanları izleyebilme, dersle ilgili olmayan ancak zihnini meşgul edecek düşünceleri, çevreden gelen ve dersle ilgisiz ses ve görüntüleri zihinsel olarak bertaraf edip, derste anlatılanları anlamlandırmayı ve öğrenmeyi devam ettirme becerisidir.
Ders Çalışan Bir Öğrenci İçin Dikkatin Tanımı: Ders çalışma ortamında veya dışarıdaki gürültüye rağmen veya dersiyle ilgili olmayan ancak zihnini meşgul edecek düşünceleri, hayalleri bertaraf edip, çalıştığı dersi anlamlandırmayı ve öğrenmeyi devam ettirme becerisidir.
Sınavda Olan Bir Öğrenci İçin Dikkatin Tanımı: Sınav ortamında veya dışarıdaki gürültüye rağmen veya sınavla ilgili olmayan ancak zihnini meşgul edecek düşünceleri, hayalleri bertaraf edip, soruları anlamayı ve çözümlemeyi devam ettirme becerisidir.
Algılama, beş duyu organı aracılığıyla çevreden gelen uyaranların (ses, görüntü, tat, koku, his) farkına varmaktır. Ayrıca bedenimizde ve zihnimizde olup bitenlerin farkına varmayı da kapsamaktadır.
Derste Olan Bir Öğrenci İçin Algılamanın Tanımı: Derste öğretmenin, öğretmenin sunduğu bilginin farkında olmaktır.
Ders Çalışan Bir Öğrenci İçin Algılamanın Tanımı: Çalıştığı ders kitabının, ders defterinin, konunun ve bilginin farkında olmaktır.
Sınavda Olan Bir Öğrenci İçin Algılamanın Tanımı: Sınavda olduğunun, sınav kitapçığının, soruların, hangi soruda olduğunun, sorulardaki detayların ve geçen zamanın farkında olmaktır.
DİKKAT VE ALGILAMA BECERİLERİ yetersiz olan bir öğrenci aşağıda listelenen özelliklerden en az üçüne sahip oluyor.
· Ders çalışmaya, kitap okumaya vb. etkinliklere dikkatini vermede, okuduğunu anlamakta genellikle zorlanır.
· Derslerde öğretmenini dinlemekte güçlük çeker. Kendini çoğunlukla derse veremez.
· Özellikle ders çalışırken, telefonun veya kapının çalması, odaya birinin girmesi vb. durumlarda dikkati kolayca dağılır.
· Ev ödevi yapmak, ders çalışmak gibi zihinsel çaba gerektiren işleri yapmakta zorlandığından genellikle bu ve benzeri sorumlulukları yerine getirmekten kaçınır.
· Ders çalışırken, ödev yaparken çok sık ara verir.
· Uzun süreli çalışmakta genellikle zorlanır.
· Sınavlarda basit hatalardan dolayı yanlış cevapladığı soru sayısı fazladır.
· Sınavlarda soruyu tekrar tekrar okuma ihtiyacı duyar. Bu nedenle zaman yetirmekte zorlanır.
· Genellikle aceleci ve sabırsızdır.
· Başladığı bir işi sürdürmekte ve bitirmekte genellikle zorlanır.
· Günlük etkinliklerde, sorumluluklarını yerine getirmede sık sık unutkanlık yaşar. (Ödevini yapmayı veya okula giderken, defterini kitabını veya ödevini almayı unutur.)
Önemli Not: Yukarıdaki özelliklerden en az üçü kendisinde bulunan bir öğrencinindikkat ve algılama becerilerinin analiz edilmesi ve gerektiğinde desteklenmesi önerilir. Dikkat ve algılama becerilerindeki yetersizlikler okul ve sınav başarısını olumsuz etkilemekle beraber sosyal yaşamda da çeşitli olumsuzluklara neden olabilmektedir.
VAKTİNDE TEDBİR ALMAK
Çocuğun göz ve kulak sağlığı, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu veya öğrenme sürecinde sorun oluşturabilecek diğer sorunlarla ilgili erken tedbir almak önemlidir. Bu tür rahatsızlıklarla ilgili olarak okulöncesi eğitim sürecinde veya ilköğretimin ilk yıllarında öğretmenlerin önerilerini dikkate alıp uzman yardımına başvurmak, çocuğun öğrenim yaşantısındaki başarısı için oldukça önemlidir.
HER ŞEYDEN ÖNCE ÇOCUĞUN SAĞLIĞINA ÖNEM VERMEK
Okul ve sınavlar elbette önemlidir ancak, çocuğun sağlığı her şeyden daha önemlidir. Okuldan gelen çocuğu “Dersler nasıldı?”, “Bu gün yazılı oldunuz mu? Kaç puan aldın?” vb. okul ile ilgili sorularla karşılamak yerine önce “Hoş geldin. Bu gün nasılsın?”, “İyi misin?”, gibi çocuğun sağlığı ve huzuru ile ilgili sorularla karşılayınız.Çocuğun sağlığından daha önemli tutulan her şey çocuk için ciddi bir kaygı kaynağıdır.
Diğer
Aile içi huzur, kardeş kıskançlığı, ergenlik sorunları, ruhsal veya diğer sağlık sorunları da çocuğun okul ve performansını etkileyen kaynaklardır. Ailesinde sürekli kavgalara şahit olan, yoğun bir şekilde kardeş kıskançlığı yaşayan bir çocuğun okul ve sınav başarısı düşebilir. Ayrıca ergenlik dönemi de okul ve sınav performansının düşebildiği bir dönemdir. Bu sorun alanlarıyla ilgili mutlaka bir uzmandan yardım alınması önerilir.

Ahmet ÖZTÜRK, Eğit.Bil.Uzm.